-
Ali KOCAMAN
Tarih: 05-04-2026 12:05:00
Güncelleme: 05-04-2026 12:05:00
Dün akşamki maç Trabzonspor için bir dönel kavşak mahiyetindeydi.
Bu "aslanlı" kavşakta üç çıkış vardı ama her çıkışın kendine özgü riskleri, hedefleri, hüzünleri, öfkeleri, prestiji yani hikayeleri de yazılacaktı, okunacaktı.
Birinci çıkış galibiyetti. Bu çıkışın devamı zirveye tutunmak, ortak olmak, özgüven ve prestij aparmaktı düzenin kirli ve besleme baronlarına karşı.
Esasında ikinci ve üçüncü çıkışlarında spor kamuoyunca olağan görüldüğü bu düellodan bordo bereli çocuklar hikayeyi destana çevirerek çıktılar.
Üstelik bu destanı üç önemli silahşoru yokken ve son dönemin en güçlü, mağrur ve kibirli aslanına, ok atarak değil kafa atarak yazdılar.
İtiraf etmek gerekirse ben Trabzonspor’dan böyle bir mücadele ve skor beklemiyordum. Yanlış anlaşılmasın lütfen mücadeleden kastım hırs, azim, kavga zaafı değildi. Kompakt duruş, hızlı ve etkili çıkış, rakip sahada şiddetli pres ve atak bitiriş karakteri de istatistikleri de gelişmemişti, yeşermemişti Fatih Hoca’nın sisteminde.
Avcı’lı sezonlardan beri eksikliğine sitem, olasılığına özlem duyduğum ikili, üçlü, dörtlü hücum setlerinin Fatih Hoca’nın portföyünde de teferruat görülmesi de bir başka ümitsizlik gerekçemizdi.
Rakibe, skora, zamana bakılmaksızın ısrarla ve istisnasız set oynamak yoruyordu bizi ve boğuyordu futbolu. Abdullah Hoca gibi Fatih Hoca da boğulan bu futbola leblebi ikram ediyor, lokum ziyafeti sunuyorlardı.
Belki rakibin, belki eldeki futbolcu normunun mecbur kıldığı kompakt duruş, önde şiddetli baskı, alan daraltma ve yardımlaşma, ikili, üçlü ve hızlı çıkışlar galibiyetin şifreleriydi.
Fatih Hoca’nın da rakip analizi, oyun stratejisi belirleme ve 90 dakikayı yönetme hususunda övgüyü hak ettiğini düşünüyorum.
Bence en önemli kararı, stratejisi ise oyunu Galatasaray’ın gücü, raconu, dominantı olan Lemina, Torera merkezinden kaçırmasıydı. Bu iki gladyatörün hışmından kurtulmak için genellikle havadan ve kıyı kenar çizgisinden sızmalar yapıldı rakip alana.
Bu taktik neticesinde bizim orta saha oyuncularımız hasarsız kalırken Galatasaray’ın orta sahası boşa düşürülmüş oldu. Evet rakibimizde İcardi, Yunus ve Noa Lang çok formsuzdu ama Lemina ve Torera’yı Fatih Hoca’nın sivri (!) zekası yedi bitirdi.
Son üç yılın şampiyonu ve bu sezonunda favorisi Galatasaray’ın her puan kaybından sonra futbol kamuoyunu provoke etme, mağdur edebiyatı bayalığına sarılma, şizofrenik bahaneler üretme gibi algı çabalarını artık gelenekselleştirdiğini görüyor ve reddediyoruz. Hadi oradan! Bükemediğiniz bileği öpmeyi öğrenin ki üniversiteliyiz, moderniz, çağdaşız söylemlerini hak edesiniz.
Telif hakkı Mert Hakan Yandaş’ta bulunan başarısız ve basiretsiz futbolcuların camia maçoluğuna oynama hadsizliği, komedisi Günay Güvenç’i de saflarına kattı galiba. Önce Muslera’nın sonra Uğurcan’ın antrenman aparatı olarak kullandığı Günay racon kesti güya Papara Park’ın mikrofonlarına. İki üç yıldır kulübede giydiği ve henüz yıkatma ihtiyacı duymadığı sarı kırmızı formanın sahibiymiş, yaratıcısıymış, temsilcisiymiş gibi. Haddini aşma, çapını yırtma çocuk! Değil sen yedi ceddiniz bir araya gelse cürmünüz miniminnacık kalır.
Neyse çok da yazmayalım, konuşmayalım ki maksatlarına meze hezeyanlarına hizmetkar olmayalım bu kibir abidelerinin.
Bütün takımı, teknik ekibi ve muhteşem taraftarı bu güzel gece için alınlarından öpüyorum. Pina’yı harika performansı ve profesyonelliği, Ozan’ı yeniden diriliş ve haysiyet savaşı, Nwaiwu’yu hırsı ve inadı, Ounachu’yu yüreği ve adanmışlığı dolayısıyla ayrıca kutluyorum, öne çıkarıyorum.
Ha unutmadan her iki gole sebep olan kafa şutlarının hiçte kolay olmadığını hatta çok zor, kalite ve beceri mahsulü olduklarını not edelim.
Maçın hakemi kalitesine yakışmayan bir korkaklık ve stres halindeydi doksan dakika. Barış Alper’in pozisyonu sarıdan fazla kırmızıdan eksikti bence. Ama Torera’nın maskaralığına inanıp ciddi bir Trabzonspor hücumunu kesmesi hiç hoş değildi, yakışmadı kendisine...